en_US
en
off
Mobile View
Desktop View
Turistik Doga Yerleri
5360

ÖLÜDENİZ EFSANESİ

FETHIYE

PreviousNext

Sample Picture 2

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.


Muğla'nın Fethiye ilçesinde bulunan Ölüdeniz, halk arasında bilinen efsanesiyle dilden dile dolanmaktadır. Öncelikle, Ölüdeniz otellerinin birinde konaklamayı tercih ederek, Fethiye'de güzel bir tatil yapmak için ilk adımı atabilirsiniz. Biz de bu sayfamızda sizlerle Ölüdeniz'in efsanesini paylaşalım.

Ölüdeniz'in halk arasında en çok bilinen efsanesi şöyledir. Kaptan babasıyla denizcilik yapan yakışıklı genç bir çocuk ve Belcekız adından güzeller güzel bir kızın hikayesidir bu efsane. Birgün yakışıklı denizci, içme suyu almak için bu bölgedeki koya gelir. Burada Belcekız'ı görür ve aşık olur. Kız da yakışıklı delikanlıya gönlünü kaptırır. Artık genç adam sürekli olarak bu koya gelir su almak için. Böylece Belcekız'la görüşür. 

Bir gün denizde büyük bir fırtına kopar. Genç adam babasına yakınlarda bir koy olduğunu söyler. Fakat baba, oğlunun yalan söylediğini aşkı için gemiyi parçalayacağını zanneder. Bir anda aralarında kavga çıkar. Tam gemi kayalıklara çarpacakken baba, oğlunu kürekle denize savurur. Ardından bu koy en güzel haliyle görünür. Baba, yaptığı yanlışla perişan olur. Belcekız ise olayı görünce kendini denize atar. İşte bu anlatılan efsanede genç adamın öldüğü yere Ölüdeniz denir. Kızın canına kıydığı yer ise günümüzde Belcekız olarak adlandırılır. Efsane böyledir.

Ölüdeniz otel kategorilerinin dilediğiniz tercih ederek, tatiliniz boyunca hem keyifli günler geçirin hem de efsanenin yaşandığı bu bölgeyi keşfetmek için bir fırsat yaratın.
 


DÜDEN ŞELALESİ

ANTALYA

PreviousNext

Sample Picture 1

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Düden Şelalesi Antalya şehir merkezine yaklaşık 10 km uzaklıktadır. Kaynağını Kepez Hidroelektrik Santrali’nden alır veDüdenbaşı denilen noktada yer yüzüne çıkar. Düden Çayı boyunca iki kola ayrılır. Antalya'ya yaklaşık 7 km uzaklıkta olan kolu Aşağı Düden (ya da Karpuzkaldıran Şelalesi) ve Varsak'a 1 km uzaklıkta olan kolu Yukarı Düden Şelalesi'dir. Bu iki kola ayrılan şelaler Akdeniz'e dökülür.

Aşağı Düden Şelalesi, Lara yakınlarında şehir merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bu bölümü yaklaşık 40 metrelik falezlerdendenize dökülmektedir. Çok yakınında Gençlik Parkı ve Karpuzkaldıran Askeri Tesisleri bulunur.

Yukarı Düden Şelalesi'ne aynı zamanda İskender Şelalesi de denilir. MÖ 334-333 yıllarında Pamphylia'yı fetheden Büyük İskender'in bu bölgeden geçerken atlarını sulattığı söylenmektedir. Yukarı Düden Şelalesi'nin bulunduğu alan 1970 - 1972yılları arasında Devlet Su İşleri tarafından piknik ve mesire yeri haline getirilmiştir.


BALIKLI GÖL

​SANLIURFA

PreviousNext

Sample Picture 2

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Şanlıurfa balıklı göl efsanesi
Bir zamanlar bu şehirde zalim bir hükümdar yaşarmış. Yaptığı bu zalimliklerle kendinden geçen Nemrut gün gelmiş kendisini Tanrı zannetmeye başlamış ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş. Halkına da baskı yaparak kendisine Tanrı diye tapmalarını istemiş.
Bir gece Zalim Nemrut uykusunda korkunç bir kabus görmüş. Kan ter içinde fırlamış yatağından. Hemen sarayın bütün kahinlerini ve büyücülerini çağırtmış ve rüyasını anlatmış onlara. Nemrut'un rüyasını dinleyen kahinlerin ileri gelenleri şöyle yorumlamış Nemrut'un rüyasını: "Efendim, krallığınızda dünyaya gelecek bir çocuk sizin tahtınızı ve saltanatınızı yıkacak, ülkeniz üzerindeki hakimiyetinize son verecek."

Sarayındaki danışmanlarına çok güvenen Nemrut korku içinde kaskatı kesilmiş. Panik halinde nasıl önlemler alabileceklerini sormuş onlara. Sarayın baş kahini atılmış öne hemen; "Değerli efendim" demiş, "Eğer bu sene krallığınızda doğacak bütün erkek çocuklarını öldürtürseniz , erkekler ve kadınların da bu yıl boyunca birbirlerine yakınlaşmalarını yasaklarsanız ve aksine yapan herkesi asarsanız bu sorunu da çözersiniz" .

Nemrut kahinlerin önerisiyle doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesi emrini vermiş. Ülkesinde yaşayan her on aileye bir gözlemci düşecek şekilde kuralların uygulanıp uygulanmadığını izlemeye başlamış. Sadece başdanışmanı Azer'e çok güvendiği için onun ve ailesinin başına gözlemci koymaya gerek duymamış. Böylece şehirde bir yıl sürecek dehşet ve zulüm dönemi başlamış. Nemrut bu bir yıl süresince on binlerce çocuğu öldürtmüş, aileleri darmadağın etmiş. 

ülke Nemrut'un bu büyük zulmü altında inim inim inliyormuş. Bir yılın sonunda Nemrut yine bütün danışmanlarını etrafına toplamış. Müneccimleri ona demişler ki "Hükümdarım maalesef aldığımız tedbirler yeterli olmadı. Sizi ve tahtınızı yok edecek çocuk yarın gece ana rahmine düşecek."
Nemrut kâhinlerinin bu sözleri üzerine daha da büyük bir paniğe kapılmış. Ve hemen şehirdeki bütün erkeklerin toparlanıp şehir dışına çıkarılmasını ve iki gün boyunca da şehre girmelerinin yasaklanmalarını emretmiş. Nemrut şehri dolaşırken aniden krallık mührünü sarayında unuttuğunu farketmiş. Hemen en güvenilir adamı Azer'i göndermiş saraya mührünü alıp kendisine getirmesi için. Azer, saraya gidip mührü almış. Geri dönerken aklına karısı gelmiş. Evine varınca nefsine hakim olamamış ve karısıyla birlikte olmuş. Ve böylece Zalim Nemrut'u yok edecek olan Hz.İbrahim ana rahmine düşmüş.

Kahinler sabaha doğru Nemrut'a onu korkudan tir tir titreten haberi vermişler. "Efendimiz maalesef aldığımız tüm önlemlere rağmen o çocuk bu gece ana rahmine düştü" Nemrut sinirden küplere binmiş ve ülkesinde bu yıl doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesin emretmiş. O gece Azer'den hamile kalan karısı bu durumu kocasından saklıyor, kendisini şişmanlamış gösteriyormuş. Doğum vakti yaklaşınca da bugünkü Urfa Kalesinin kuzeyinde bulunan küçük bir mağaraya gitmiş ve tek başına doğurmuş çocuğunu.

Çocuğunun öldürüleceği korkusuyla onu iyice sarıp sarmalayıp mağaranın en dibine gizlemiş. Her gün bir defa onu emzirmeye geliyormuş mağaraya. Gelemediği günlerde açlıktan ve soğuktan oğlunun ölmüş olabileceğini düşünüp ağlıyormuş ama her seferinde telaşla gittiği mağarada küçük çocuğu sağ salim görünce mutluluktan uçuyormuş. Mağarayı kendilerine korunak olarak kullanan ceylanlar bu küçük çocuğu kendi sütleriyle besliyorlarmış.
Aradan 15 ay geçmiş ama Hz.İbrahim 15 yaşında bir delikanlı gibi görünüyormuş Günlerden bir gün kralın askerleri şehrin hemen yamacındaki dağa avlanmaya çıkmışlar. Dağda dolaşırken ceylanların arasındaki İbrahim'i görmüşler. Hemen yakalayıp saraya getirmişler. Nemrut, ceylan sütüyle beslenmiş 15 yaşındaki genç, gürbüz ve güzel bir delikanlı olan İbrahim'i hemen yanına almaya karar vermiş. Böylece genç İbrahim sarayda yaşamaya başlamış ve burada

Nemrut'un bir diğer evlatlığı genç Zeliha ile tanışıp dost olmuş. İbrahim sarayda geçirdiği günlerde kendisini evlatlık alan Nemrut'un halka yaptığı zulümlerden ve putlara tapınmasından dolayı kızmaya başlamış. Bir gün bu düşüncelerini arkadaşı Zeliha ile paylaşmış ve ona taştan yapılmış bu putlara tapınmanın anlamsızlığını anlatmış.
İbrahim bir gün tapınağın boş olduğu bir saatte eline bir balta almış ve tapınaktaki bütün putları tek tek kırmaya başlamış. Hepsini kırdıktan sonra elindeki baltayı da tapınağın baş köşesine yerleştirmiş ve Nemrut'a benzeyen en büyük heykelin omzuna asmış. Nemrut olanları duyunca sinirden çılgına dönmüş ve derhal bunu yapanın bulunmasını emretmiş.

Kısa bir araştırmanın ardından İbrahim Nemrut'un huzuruna çıkarılmış.Nemrut "Sen mi yaptın" diye sorunca, son derece sakin bir şekilde cevap vermiş "Hepinizin gördüğü gibi balta en büyük heykelin omzunda duruyor. Yapsa yapsa o yapmıştır." Demiş. Nemrut Hz.İbrahim'in bu cevabı üzerine daha da sinirlenmiş, "Olur mu böyle saçmalık. O cansız bir taş parçası. Nasıl eline bir balta alıp da böyle bir şey yapabilir ki?" Hz. İbrahim de gülümseyerek cevap vermiş Nemrut'a ."İşte benim de anlatmak istediğim buydu. Siz kendi elinizle yaptığınız bu taş parçalarına nasıl olur da taparsınız ve onlardan adalet, huzur, bereket beklersiniz? Bu taşlar gerçekten Tanrı olsalardı kendilerini koruyabilirlerdi"

Bu cevaba çok sinirlenen Nemrut hemen İbrahim'in yakalanıp ateşe atılmasını emretmiş.
Nemrut, kalenin kuzeyinde kalan dağın tepesindeki iki büyük sütunu mancınık olarak kullanıp, Hz.İbrahim'i buradan ateşe atmaya karar vermiş. Tam bu esnada Allah : "Ey ateş, serinlik ve esenlik ol" diye buyurmuş. Hz. İbrahim ateşin üzerine düşer düşmez ateşin yerinde berrak küçük bir göl oluşuvermiş. Allah'ın emri ile hazırlanan o devasa ateş bir göle; ateş için toplanan odunlar da balıklara dönüşmüşler. Odunlar biraz yanmış oldukları için balıkların sırtında kara lekeler oluşmuş. Varlığına inandığı ve sürekli onu aradığı için Allah, Hz.İbrahim'e "Halilim" yani dostum demiş. Bu göle de bu yüzden "Halilurrahman Gölü" denmiş.
Zeliha'nın döktüğü gözyaşlarından oluşan göle ise "Zeliha'nın gözyaşları" anlamına gelen "Ayn-ı Zeliha Gölü" ismi verilmiş.

Nemrut bütün bu olanlar karışsında daha da sinirlenmiş. Ve Allah'ı inkara devam etmiş. Allah da ona bir kanadı sakat sivrisinek göndermiş. Bu sivrisinek bir gece Nemrut yatarken kulağından içeri girmiş ve beynine kadar gitmiş. Günler geçmiş ve Nemrut bu sinekten dolayı kafasında büyük ağrılar hissetmeye başlamış. Ülkesindeki bütün büyücüleri ve hekimleri derdine derman bulsunlar diye çağırtmış. Ancak hiçbiri Nemrut'a yardım edememiş. Nemrut, ağrıları biraz olsun azaltabilmek için kendi hazırlattığı özel tahta bir tokmakla kafasına vuruyormuş her gün. Ağrı arttıkça tokmakla vuruşlarının şiddetini de arttırmış. Sonunda tokmağın acısına dayanamamış ve kafası parçalanarak can vermiş.

PreviousNext

Sample Picture 1

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Zeusun oğlu ışık tanrısı apollon ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür.

Bu eşsiz güzelin adı daphne(defne)dir.

Apollonun içinde arzular uyandırır,onunla konuşmak ister.
Fakat daphne(defne) ışık tanrısının içinden geçenleri anlamıştır,kaçmaya başlar, apollon kovalar,çapkın tanrı bir yandan da ''kaçma seni seviyorum'' diye bağırır.
Daphne(defne) ise tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için,korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder.

Apollona gelince bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir.
Aralarındaki meafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki daphne(defne) apollonun sıcak nefesini saçlarının arasında duyar

Artık kurtuluş imkanının kalmadığını anlayan daphne(defne) birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır
''Ey toprak ana beni ört,beni sakla,beni koru''
Bu içten yalvarış üzerine daphne(defne) organlarının ağırlaştığını,odunlaştığını hisseder.

Olgun göğsünü gri bir kabuk kaplar,kokulu saçları yapraklara dönüşür,kolları dallar halinde uzar,körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar.
Bir defne ağacı oluverir.

Bu manzara karşısında şaşıran apollon daphne(defne)nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntüyle seyreder.

Sonrada sarılır ve sert kabuklarınaltında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir.
''Daphne(defne) bundan sonra sen apollonun kutsal ağacı olacaksın,o solmayan ve dökülmeyen yaprakların başımın çelengi olacak,değerli kahramanlar savaşlarda zafere ulaşanlar hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler,şarkılarda,şiirlerde adımız yanyana gelecek''

Bu tatlı sözler üzerine daphne(defne) dallarını eğerek apollonu saygı ile selamlar.
Apollon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak alır ve parlak yapraklarından başına bir taç yapar. 
İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi defne dalı ile ödüllendirilir. Ve daphne(defne)nin gözyaşları bugün hala harbiyede şelaleler meydana getiriyor




 HARBIYE SELALE HAKKINDA


Harbiye, Hatay ili'nde, Antakya merkez ilçesine bağlı belde. Yüzlerce yıllık bir yerleşim yeridir. Tarihsel adı 'Defne' veya 'Daphne' olarak bilinmektedir.

Harbiye, E-91 karayolu üzerinde bulunur ve Antakya şehir merkezinden 7 km mesafededir. E-91 karayolu, Harbiye'den 55 km sonra Suriye sınırından geçip Ortadoğu'ya uzanır.  Anktakya Bölgesindeki En Eski şelalerden birisidir. En yukarısında en aşağısına kadar belirli aralıklarla küçük, orta ve büyük şelaleler bulunmaktadır. Ana kaynaktan en aşağıya kadar yaklaşık olarak 1.5 km uzunluğundadır. Çevre İllerden gezi turları düzenlekmektedir.

Halk, Arapça dilinin kısmen yerelleşmiş ve kreol haline gelmiş bir şeklini kullanmaktadır. Özellikle Arapça okuma ve yazma bilmeyen genç nüfusun günlük konuşmalarda kullandığı bu Arapça'nın içinde, Arapça fonetik ve söyleniş kurallarına uygun hale getirilerek telaffuz edilen birçok Türkçe kelime vardır. Arapça'nın dejenerasyonu ve günlük yaşamda kullanılabilirliğinde giderek artmakta olan yetersizlik, beldede anadilin özüne uygun korunması ve kullanılması konusunda girişimler yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde bölge halkının tümü Arapça konuşuyor olmasına rağmen, Arapça okuma-yazma bilenlerin sayısı, özellikle genç nüfus içerisinde çok azdır.Yeşil alanlarının fazla olması ve şelalelerinin güzelliği ile ünlenmiş olan Harbiye, konumu itibari ile Ortadoğu’yu Türkiye’ye bağlayan yol üstünde bulunduğundan bu ülkelerden gelen turistlerin hem uğrak yeri, aynı zamanda konaklama ve eğlence yeridir. Oteller (ikisi işletme belgeli olmak üzere toplam 5 adet otel bulunmaktadır) ve çok sayıda pansiyon yanında, halkın bir kısmı evlerininin bir kısmını yaz mevsiminde turistlere kiraya vermektedir. Turistler, genellikle Arap ülkelerinden gelmektedir.

Harbiye beldesinde yumuşak iklim sayesinde her türlü sebze ve meyve yetişmektedir. Sebze tarımı genellikle ihtiyaca yönelik yapılmakta iken, meyvecilik (erik, nar ve hurma başta olmak üzere) ticari bir artı değer sağlamaktadır. Harbiye beldesi ve çevresindeki yerleşim yerlerinde zeytincilik ve zeytin yağı üretimi de önemli bir tarımsal uğraştır. Defne bitkisi tarih boyunca bölge ile özdeşleşmiş olup, halihazırda hane ihtiyacı için ve daha çok ticaret amacıyla defne sabunu ve defne yağı imalatı devam etmektedir.


Harbiye mutfak kültürü açısından Türkiye'de çok önemli bir yere sahiptir. Birçok restorantı bünyesinde barındıran belde gerek mezeleriyle gerek kebaplarıyla ün salmıştır.







HARBIYE SELALESI
ANTAKYA