en_US
en
off
Mobile View
Desktop View
Tarih Kokan Hatay
5153

TUTIS TUNELI VE BESIKLI MAGARA​

Samandağ ın 5 Km kuzeyinde denize hakim yamaçlarda MÖ 300 yıllarında Seleuykos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan şehirdir Şehrin dağın hemen bitiminde dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı vardı Sellerin bu limanı Doldurması tehlikesi ortaya çıkınca imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı tünel Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları yüksekliği 7 mt genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtıldı böylece limanın dolması engellenmiş oldu 130 mt si tünel kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt dir 

Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta 100 Mt kadar uzaklıkta kaya mezarları vardır burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni çukurun tabanındaki geniş mağaradır içinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmaktadır 

Antik şehrin yerleşim yerinin yukarı kısımlarında tapınak kalıntılarına da rastlanır bunlardan başka Mağaracık köyü civarında da çok sayıda mağara vardır.


KAYA MEZARLARI 


Vespasianus-Titus tünelinin yakınındadır Roma dönemine ait olan ve kalker oyulmuş 12 kaya oyulmuş 12 kaya mezarı vardır Bunlardan Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en geniş ve en ünlüsüdür 


Titüs Tüneli ve Beşikli Mağara harika yerler! Bu iki tarihi bölge birbirine çok yakın yerler Hatay Samandağı ilçesinin Çevlik adlı sayfiye yerinde bulunuyorlar 

Titüs Tüneli insan emeği ile yapılmış bir tünel Şehri ve limanı sel baskınından korumak için dağlar oyulmuş ve böylece tünel oluşmuş Tünel 950 metre uzunluğunda Genişliği 6 mt olan bir yoldan yürüyorsunuz Tüneli yürümek epey zor Taşlar yüzünden ayağınızı burkabilirsiniz Bu yüzden spor ayakkabı ile bölgeyi dolaşmak daha rahat Tünelin yan tarafından kaynak suyu akan bir dere geçiyor derenin yolu sonradan betonlarla düzgünleştirilmiş 

Antakya'ya geldiğinizde gezi listenize mutlaka eklemeniz gereken bir bölge burası, mutlaka gezin. 

PreviousNext

Sample Picture 2

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

PreviousNext

Sample Picture 2

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Saint Pierre Kilisesi



Saint Pierre Kilisesi, Stauris Dağı'nın batısında kayalara oyulmuş 13 metre derinliğinde, 9.5 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Antakya'daki ilk Hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara Hıristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilir.

İncil'in Resullerin İşleri bölümünde Barnabas'ın Tarsus'a giderek Pavlos'u Antakya'ya getirdiği, Antakya'da bir yıl birlikte çalışarak Hıristiyanlığı yaydıkları ve bu dine inananlara 'Hıristiyan' adının verilmesinin Antakya'da gerçekleştiği bilinmektedir. Bu bilgilere ek olarak Pavlos'un Galatyalılara yazdığı mektupta Antakya'ya gelen Petrus ile Hıristiyanlığın o günkü durumunu tartıştığını belirtmektedir. Hıristiyan geleneği Petrus'u Antakya Kilisesi'nin kurucusu ve burada oluşan Hıristiyan topluluğun ilk başpapazı olarak kabul etmiştir.

Kilisenin erken döneminden günümüze sadece taban mozağinin parçaları ve sunağın sağında, duvar boyamalarının izleri kalmıştır. Dağa açılan tüneli bir zamanlar burada toplanan Hıristiyanların baskınlar sırasında kaçmak için kullandıkları sanılmaktadır. Kayalardan sızarak yalakta toplanan su vaftiz için kullanılmıştır. Son yıllara kadar ziyaretçilerin şifalı kabul ederek içtikleri, hastalara götürdükleri bu su sızıntısı depremler nedeniyle azalmıştır.

Kilisenin ortasındaki taş sunağın üstünde eskiden 21 Şubat tarihinde Antakya'da kutlanan Saint Pierre Kürsüsü Bayramı için yerleştirilen taştan bir kürsü vardır. Sunağın üzerindeki mermer Saint Pierre heykeli 1932 yılında yerleştirilmiştir. 1098 yılında Antakya'yı ele geçiren haçlılar kiliseyi birkaç metre daha uzatıp iki kemerle ön cepheye bağlamışlardır. Bu cephe 1863 yılında, Papa IX. Pius'un isteğiyle restore işlerine girişen Kapuçin rahipleri tarafından yeniden yapılmıştır. Restorasyona III. Napolyon da katkıda bulunmuştur. Kilise girişinin solunda duran kalıntılar bir zamanlar ön cephenin önünde bulunan revaktan geriye kalmıştır.

Bahçenin birkaç yüzyıl mezarlık olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kilisenin iç kısmında da özellikle sunağın çevresinde de mezarlar bulunmuştur. Günümüzde bir müze olan kilisede valiliğin izniyle müze müdürlüğü denetiminde ayin yapılabilmektedir.

Saint   Pierre Kilisesi

Tutis Tüneli ve Besikli Kaya Mezarliklari

Antakya Müzesi Cumhuriyet Alanı’nda, Asi Irmağı kenarında ve köprü yakınında bulunmaktadır. 

Antakya yöresinde ilk bilimsel kazı ve araştırmalara, Suriye Eski Eserleri Nizamnamesi’ne göre 1932 yılında başlanmış ve çalışmalar üç ayrı grup tarafından sürdürülmüştür. Bunlardan birinci grup 1933-1938 tarihleri arasında Chicago Oriental İnstitue tarafından Tel El Cudeyde, Tel Delep, Çatal Höyük ve Tel Tainat’ta yapılan kazılardır. İkinci grup çalışmalarını British Museum adına Sir Leonard Wolley’in El Minâ (1936) bölgesinde ve Tel Aççana’da (1937-1948) yapmıştır. Üçüncü grup çalışmalar Antakya yakınlarında Princeton Üniversitesi’nce devam edilmektedir. 

Hatay bölgesinde 1932 yılında başlayan çalışmalar sonunda ortaya bir çok buluntu, korunması gereken eserler çıkarılmıştır. Bu konuda bir müze kurulması fikri, 1933 yılında o zamanlar Hatay’da bulunan ve İskenderun Sancağı Antikiteler Müfettişi Fransız M.Claude Prost tarafından ortaya atılmıştır. Bunun üzerine Mimar M.Michel Ecocherde o günkü koşullara göre müze binasının yapımına 1934 yılında başlamış, 1938 yılı sonunda da müze tamamlanmıştır. Bundan sonra ilin değişik yerlerinde depolanmış bulunan eserler buraya taşınmış, 1939 yılında Hatay Devleti tarafından Amerikalı Mr.Perason müzenin düzenlenmesi ve tanzimi ile görevlendirilmiştir. Bu uzmanın çalışmaları 3,5 ay kadar sürmüştür. 

Hatay’ın 1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti Topraklarına katılmasından sonra, Ruhi Tekan ilk müze müdürlüğüne atanmış, teşhir ve tanzim çalışmalarını sürdürmüştür. Müze binasının tamamlanmasından 9 yıl sonra Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılış yıldönümü olan 23 Temmuz 1948’de ziyarete açılmıştır. 

Princeton Üniversite’sinin Antakya yakınlarında yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserler, Harbiye yolu üzerindeki Roma villalarında ortaya çıkan taban mozaikleri müzeye taşınmıştır. Bu durum karşısında müze binası yetersiz kalmış ve müze 1970 yılından sonra yapılan eklerle daha genişletilmiş bu da yetersiz kalınca, müzeye 1975 yılında yeni bir ek bina daha eklenmiştir. 

Türkiye’nin ve dünyanın en önemli mozaik müzelerinden biri olan Hatay (Antakya) Müzesi’nde Roma çağının en ünlü mozaikleri yer almaktadır. 

Hatay Müzesi’nde MS.II.yüzyıldan V.yüzyıla kadar yapılmış yöredeki Roma ve Bizans yapılarından çıkarılan mozaikler bulunmaktadır. Roma mozaik sanatının klasik dönemi olarak isimlendirilen II.-III.yüzyıllar Antoninus ve Severius dönemlerini kapsayan figürlü mozaikler müzede geniş bir yer kaplamaktadır. Bu mozaiklerde Psykhe, Eros, Satyros, Aphrodite, Baccus gibi mitolojik tanrıları resmedilmiştir. MS.IV.yüzyılda Hıristiyanlığın Bizans’ta resmen tanınmasından sonra müzede sergilenen mozaiklerde de mitolojik konuların azaldığı görülmüştür. Onların yerlerini daha çok mevsimleri, dini konuları içeren mozaikler almıştır. 

Hatay Müzesi’nde Amik Ovası’nda bulunan 183 höyükten çıkarılmış Mitanni, Hitit ve Asur eserleri de sergilenmektedir. Onların yanı sıra dünyada üçüncü sırada olan sikke koleksiyonlarında Roma, Bizans dönemlerine ait olan ve Harbiye, Antakya, Aççana, Çevlik, ve İskenderun’da yapılan kazılarda bulunan sikkeler bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli süs eşyaları, heykeller, lahitler ve mezarlar da müze koleksiyonlarını tamamlayan diğer eserler arasındadır. Özellikle bu heykeller arasında 3 m. boyundaki Apollon heykeli ile 2000 yılında Antakya’da bulunan, MS.265-270 yıllarına tarihlendirilen Roma dönemi Antakya Lahdinin ayrı bir önemi vardır. Bu mermer lahdin ön arka ve yan cepheleri ile kapağı figürlerle bezenmiştir.



Antakya, Büyük İskender'in generallerinden Babil Satrabı Selevcos tarafından kurulmuştur. Kısa zamanda gelişen Antakya Roma'nın bir eyaleti olarak imparatorluğa katıldı. Eski adıyla Antioch kenti, M.Ö. 42'de Roma ile İskenderiye'den sonra dünyanın üçüncü büyük kenti oldu. Tamamen surlar içine alınan kent, idari bir merkezden ziyade bölgenin ilim, din ve ticari merkezi haline geldi.

Ünlülerin kaldığı Dafne (Harbiye) Diana mabedi ve tabii güzelliğiyle ün yapmış, tüm güzellikleri yanında devrin en güzel mimari özelliklerini veren saray ve özel malikanelerle süslenmiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen zengin kişiler en güzel günlerini burada geçirirlerdi. İşte bu dönemde yapılan binaların tabanlarını mozaik ile süsleme bir adet haline geldi. Böylece dünyanın en ünlü sanatkarları burada toplandı ve birbirinden güzel şaheserler verdi. O devirlerde olduğu gibi Hatay mozaikleri dünyada haklı bir üne kavuşmuştur.

Bir yandan şehir birbirinden güzel sanat eserleriyle süslenirken, diğer yandan kozmopolit halk gelerek dini ayrım ve siyasi ayrımlar yüzünden çeşitli kanlı olaylara sahne oluyordu. Bunların yanında 2 büyük yangın ve altı deprem şehri sekiz defa büyük felaketlere sürükledi. Bu arada çıkan veba hastalığı halkın büyük bir kısmının ölümüne neden oldu. Bu devirde Hatay'da 750 bin kişinin yaşadığı söylenmektedir. 71 yılındaki yangında şehirdeki kütüphane, dini yapılar ve birçok ev tamamen yandı. İmparator Trajan şehri yeninden imar etti. Halen onun ismiyle anılan Harbiye Antakya arası su yolu onun zamanında yapılmıştır.







 

PreviousNext

Sample Picture 2

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Antakya Mozaik Müzesi

PreviousNext

Sample Picture 1

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry. Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and typesetting industry.

Habibi Neccar Camisi

Antakya’da bulunan tarihi cami. Anadolu’da yapılan ilk camii olarak bilinir. Camii Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilmiştir. Günümüzdeki cami Osmanlı dönemi eseridir, etrafı medrese odaları ile çevrilidir. Avlusunda 19.yy eseri bir şadırvan bulunur. Caminin kuzeydoğu köşesinde İsa’nın havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya(Pavlos) ile onlara ilk inanan ve şehit edilen ilk kişi olan Antakyalı Habib-i Neccar’ın türbesi bulunur.

Antakya şehri, İslam Devleti’nin lideri Halife Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından 636 yılında fethedildiği dönemde fethin simgesi olarak, Habib-i Neccar ve İsa’nın iki havarisinin mezarının bulunduğu yerde, bir cami inşa edilmiştir. 1098 yılında Haçlılar’ın eline geçen ve 1099’da Antakya Prensliği halini alan şehri Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars fethedince camiyi yeniden yaptırmıştır. Caminin medrese duvarlarında üzerinde Baybars’ın adı olan bir kitabe vardır. Depremlerden zarar gören cami ve minaresi birçok kez yenilenmiştir.

 Habib-i Neccar Kıssası Kıssaya göre, M.S. 40’lı yıllarda (İsa), havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya’yı (Pavlus)Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi Antakya'ya girerken koyunlarını otlatan marangoz Habib-i Neccar ile karşılaşır (neccar, marangoz demektir). Neccar, yatalak oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine İsa'nın getirdiği dine iman eder. Ancak Antakyalılar elçileri hoş karşılamaz ve onları hapse atarlar. İsa, bunun üzerine Barnabas’ı şehre üçüncü elçi olarak gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk İsa’nın dinine inanmaz ve onları öldürmeyi planlar. Bunu öğrenen Habib-i Neccar, şehre giderek Antakyalılara "Sizden hiçbir ücret talep etmeden Hakk dinini anlatan bu elçilerin söylediklerine uyun" diye seslenir. İsa'nın elçileri de, Habib-i Neccar da işkence altında şehit olurlar. Bu olay Kur'an’ın Yasin suresinde anlatılmaktadir.


HABİB-İ NECCAR EFSANESİ:   
Habib-i Neccar , Ms. 40 lı yıllarda Antakyada yaşamıştır. 
Roma döneminde antakya halkı putperest olduğu için, Cenab-ı Hak Hz. İsa 'ya Antakya halkı için iki resul göndermesini emreder. Hz. İsa antakya halkı için 2 resul, daha sonrada bir resul daha gönderir. Resulların halkı İrşada devam etmesine ilk inanan Habib-i neccar olur. Antakya lılar bu olaya inanmayarak, resulleri taşlayarak öldürmeye karar verirler. Habib-i neccar uzaklardan koşup gelerek, resullerin doğru söylediklerini ve onlara inanmaları gerektiğini söyler. Burada bulunan putperestler Habib-i neccar 'a bunlar seni kandırmışlar, ya eski dinine dönersin yada ölürsün şeklinde tehdide başlarlar. bu müritler dediklerini yaparak. Habib-i neccar ı öldürürler, Habib-i neccar ın şehit edilmesi ile ilgili bir çok rivayet vardır. 
Bunların en yaygın olanı ve halkın anlattığı olay şöyledir:   
Habib-i neccar ın başı Silpiyus dağında ayrılır. vücuttan ayrılan baş, yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere gelir (bugün vücudu şehit edildiği mağarada başı ise caminin yanında bulunan türbededir) 
Başka bir rivayete görede ,Habib-i neccar kopan başını koltuğu arasına almış, Kur'an dan ayetler okuyarak bir süre dolaşmış ve bugün türbesi bulunan yere kadar gelerek, buraya düşmüştür.